“Güçlü takımlar güçlenecek, zayıf takımlar zayıflayacak”

Futbol garip bir kış uykusundan çıkarken, Arsene Wenger, bundan sonra oyunun nasıl görüneceği ve küresel bir pandeminin ardından hangi sorunların yardıma ve müdahaleye ihtiyaç duyabileceği hakkında fikirlerini paylaşıyor. Uzun bir süre sonra ilk kez seyahat ediyordu ve FIFA’nın Zürih’teki karargahına gelerek futbolun değişmiş manzaraları üzerine açıklamalarda bulundu.

Futbolun küresel gelişim şefi olarak tüm bu konuşmaların kalbindedir. Sporun yaşayan ruhu taraftarlar olmadan oyun nasıl şekillenecek? Futbolun ekonomik olarak devleri ile büyümeye çalışan takımları arasındaki denge nasıl sağlanacak? Takımlar ne ile karşılaşacak? Futbol, ırkçılığın karşısında durarak bir kamu vicdanı yaratabilir mi? Tüm bu soruları ve fazlasını Wenger cevaplıyor.

Geride bıraktığımız dönem, insanlara daha fazla düşünme fırsatı verirken futbol içindeki kişilere de teknolojinin verdiği imkanlar sayesinde daha çok iletişime geçme fırsatı verdi. COVİD-19 öncesi bu tür iletişimler çok kolay olmuyordu. Wenger, futbolun içinde bulunduğu durumdan FIFA ile birlikte çıkılmasını umuyor. Peki başarıya ulaşabileceğini düşünüyor mu? İyimserler ile kötümserler arasındaki farkı bilir misiniz? Wenger bu soruyu gülerek şöyle cevaplıyor: Yarı dolu-boş bardak metaforunu kullanarak.

Bu, verilen aranın futbol üzerinde bıraktığı etkiler hakkında endişeli olmadığı anlamına gelmiyor. “Güçlüler daha da güçlenecek, zayıflar daha da zayıflayacak.” diye uyarıyor Wenger. “Aradaki fark artış gösterebilir. Tüm ekonomik tahminlere baktığınızda Avrupa’da üretimin yüzde 8-10 düşeceği görünüyor. Avrupa Merkez Bankası’nın tahminine göre ise gelecek ise tekrardan pozitifte yer alacağız. Bence elit seviye kulüpler için değişen bir şey olmayacak. Düşük seviyedeki lig ve takımlar bu süreçten oldukça kötü etkilenecek. Bizim oyunumuzun en büyük problemi alt seviyedeki takım ve ligler.”

Bu endişe oyundaki para ve altyapı düzenini oturtamamış uluslar için duyuluyor. Wenger’in görevlerinden biri de futbolun gelişimini korumak.

“Çok fazla iş var.” diyor Wenger. “FIFA’da farkı net olarak görebiliyorsunuz. Avrupa ve diğer kıtalar arasındaki fark oldukça fazla. Avrupa dışında, kadınlar ve gençler özelinde daha düzenli turnuvalar geliştirilmeli çünkü fazlasıyla ihtiyaç var.”

“İki şey kritik: birincisi genç takımlar düzeyinde futbolu geliştirmek ikincisi ise hayatta kalmak için çaba gösteren takım/liglere fon sağlamak. “

Wenger her zaman daha geniş bir dünya görüşünün prizmasıyla oyuna bakmaya istekliydi- toplum etkisi, ekonomi ilişkileri, birey unsuru. Bu değerler, şu anda dünyadaki futbolun geri dönüşü ile birlikte özellikle hissediliyor. Her ne kadar oyun, özellikle taraftarlar arasında ırkçılık ilişkilerine sahip olsa da George Floyd’un ölümünden sonra oyuncuların; maçta diz çöktüklerinde, sosyal medyada konuştuklarında veya bir protestoya katıldıklarında etkilerinin olduklarını gördük.

“Futbol, toplumun geri kalanının nasıl davranması gerektiği hakkında insanlara bir fikir verebilir.” diyor Wenger. Şu sıralar ırkçılık konuşuyoruz. Futbol sadece liyakate dayalıdır. Sizin kim olduğunuz, nereden geldiğiniz veya nasıl göründüğünüz bir önem taşımaz. Dünyaya nasıl davranılması gerektiğini öğretmek adına güzel bir yol. Spor bu anlamda bir öncüdür, liderdir.”

Herkes gibi, futbolsuz hayat Wenger için de tuhaftı. Çocukluğundan beri bu oyunla içli dışlı olan bir insan için futbol topuna dokunamamak zor bir süreç. “Özlediğim şey rekabet.” diyor Wenger. “Gün içinde bir maçı beklememek veya maçın analizini yapamamak zordu. Bu durum bir boşluk yarattı. Buna rağmen futbol ile kalmaya çalıştım. Oyunun gelişimi ve geleceği konularında ilgili kişilerle birçok telefon konuşması gerçekleştirdim.”

Bundesliga’nın geri dönüşü ve La Liga’nın başlamaya yakın olmasıyla birlikte olayların nasıl ortaya çıktığını gözlemleyen Wenger, Premier Lig’in yeniden başlatılmasına özel bir ilgi duyuyor. Taraftar eksikliğinin İngiltere’de daha keskin hissedileceğini düşünüyor.

“İngiltere futbolunu özel kılan şey taraftarların oyuna verdikleri tepkidir.” diyor Wenger. “İngiltere, saha içinde oynanan oyuna verilen tepki düşünüldüğünde bir numaralı ülkedir. Bence bu yüzden en dezavantajlı organizasyon İngiltere’dir. Taraftarlar tarafından verilen doğrudan enerji; diğer ülkelerdeki koreografiler, marşlar veya bayraklardan bağımsız olarak İngiltere’de her maçta oyuna gösterilen tutarlı bir davranış.”

“Taraftarsız futbol gerçek değil gibi.” diyor Wenger. “Futbolda iki ana unsura sahibiz: stadyuma maça giden futbolcular ve taraftarlar ile evinde televizyondan maç izleyen taraftarlar. Süreç ilk ana unsuru ikiye ayırdı. Sadece stadyuma maça giden futbolcular kaldı. Diğer parçayı ne kadar özleyeceğimizi anlayacağız.”

“Taraftarların stadyumda olmayışından en çok da alt seviye takımlar etkilenecek diye düşünüyorum. Almanya’da görülüyor ki alt seviye takımlar üst seviye takımlara karşı evindeki bir kozu kaybetmiş.-o inanç, o adanma, o motivasyon aslında sahanın dışından direkt olarak taraftarlardan geliyordu.”

“Kulübün iç motivasyonunun büyük kulüplere karşı yeterince büyük olmadığını görüyorsunuz. Daha büyük takımların kalitesi daha yüksektir, bu nedenle takımlar arasındaki farkı azaltmanın bir yolu elbette taraftarlarınızın desteğini almak ve oyuna bu yoğunluğu kazandırmaktır. Rakip takım ve hakemlerin de etkisini unutmayalım.”

Wenger, bu dönemde takımlara sunulan artı oyuncu değişikliği hakkını da değerlendirdi. “Sıkışık bir fikstürünüz olduğunda oyuncuları dinlendirmek için daha fazla fırsat veriyor.” diyor Wenger. “Teknik direktörlere ise maç içinde taktik esneklik sağlıyor. 3 oyuncu değişikliği hakkı olduğunda aslında 2 tane sahipsiniz çünkü daima 1 tanesini sakatlık durumlarında kullanmak üzere saklamalısınız.”

Kendini teknik direktörler yerine koyarak zor bir fikstür öncesi 5 oyuncu değişikliği fikrini dünya futboluna sundu. Bu, Wenger’in FIFA’ya getirdiği önemli değerlerden birisi: onlarca yıllık futbol deneyiminin alınan kararlarda etkili olması.

Her zaman oyun alanını geliştirme prensibiyle hareket etti ve her zaman oyunu eğen finansal gücün tehlikelerine karşı savaştı. Oyun, bazı düzenli gelir kaynakları kesildiği için rahatlamalı mı? Dolayısıyla mevcut finansal fair-play (FFP) düzenlemeleri bir ikilem ortaya koyuyor. Wenger hala FFP’ye inanıyor ancak futbolda uygulama alanında geliştirilmesi gereken yönleri üzerine düşünüyor.

“Finansal fair-play için bu zamana kadar çok mücadele ettim.” diyor Wenger. “Ne yazık ki çalıştığım dönemde diğer takımlara harcama konusunda fazlasıyla izin verildi ve o takımlar şu sıralar güçlü pozisyondalar. Elbette ki şu an finansal fair-play’i destekliyorlar çünkü uygun durumdalar. Ancak kendilerine tehdit olabilecek yeni bir takım istemiyorlar.

“Belki, etik açıdan çok dikkatli davranarak biraz daha esnek davranabiliriz. Sonuçlarda daha fazla esneklik yaratmak için, belki de kapıyı açmamız veya herkesin aynı kaynaklara sahip olduğundan emin olmamız gerekir. Şu an oldukça tahmin edilebilir sonuçlar var. Örneğin Fransa’da henüz lig başlamadan “İkinci kim olacak?” diye soruluyor. Paris Saint Germain’in iyi finanse edilmiş yapısı ikinci bir yarışmacı takıma fırsat vermiyor.”

Peki bir şey yapılabilir mi?

“Evet, UEFA’nın bunun bilincinde olduğuna ikna oldum. Bununla birlikte tavan ücret (salary cap) uygulamasının işleyebileceğini düşünmüyorum. Amerika’da tavan ücret uygulaması var ancak aynı takımda 50 milyon dolar kazanan oyuncu da var 5 milyon dolar kazanan oyuncu da. Bu durum Avrupa’da pek işlemez.”

Yerel ligler dönmeye hazırlanırken uluslararası futbolun dönüşü için de düşünülmesi gerekiyor. Seyahat kısıtlamalarının kaldırılmadığı ortamda, Dünya Kupası eleme maçlarının veya Avrupa Şampiyonası’nın oynanmasını düşünmek zor. Yine de Wenger uluslararası futbolun geri dönüşü konusunda oldukça iyimser.

“Uluslararası futbolun en temel sorumluluklarından birisi; küçük ülkeleri uluslararası futbola dahil etmek için geliştirmektir. Bu gerekli. Unutmayalım ki İngiltere, Avrupa’da oynaması yasaklandığında geri dönmesi yıllar aldı. Uluslararası futbol, oyunun geliştirilmesinde son derece hayati önem taşıyor. Gençlerin gelişimi ise her bir ülke için kilit nokta: İyi işleyen ülkeler, örneğin İzlanda, şampiyonalarda rekabetçi olabiliyor.”

İyimser olmamak için ortada hiçbir sebep yok. Kötümserler ile iyimserler arasındaki farka geri döndüğümüzde Wenger nükteli bir Fransız deyimi kullanıyor- imbecile heureux (mutlu embesil). “İyimserler mutlu aptaldır. Kötümserler ise mutsuz aptaldır.” gülerek anlatıyor. Futbola yardımcı olacak fikirleri bazen tuhaf görünse bile, sevdiği bu oyun hakkında pozitif kalacak Arsene Wenger.

“Ben bir iyimserim. Dünya gelişmeye devam edecek. Birçok yapacak iş var ve umuyorum ki gelişime katkıda bulunabilirim.” diyor Wenger. FIFA, Wenger’in oyunun geleceği konusunda düşünceleri için kendini şanslı hissetmeli.

Yazının aslı, Amy Lawrance tarafından The Ornstein & Chapman Podcast serisinin Wenger’in konuk olduğu 89. bölümden derlenerek The Athletic’te yayınlanmıştır. 

zvr
Yazı hakkındakİ düşüncenİz nedİR?

adet yorum. Siz de yorumunuzu aşağı yazabilirsiniz.

neshirtless@gmail.com'

Yazar: Nazım Gömleksiz

Paylaş