Analiz | Galatasaray 0-0 Antalyaspor

Galatasaray 2021’in ilk mücadelesinde sahasında Antalyaspor’u misafir etti. Hafta içinde alınan 6-0’lık Hatay mağlubiyetinin etkisinde sahaya çıkan Antalyaspor, Galatasaray’a karşı deyim yerindeyse ‘kale önüne otobüsü çekerek’ oynarken sarı kırmızılılar kapanan rakibini açmakta zorlandı. 51.dakikada Emre Kılınç’ın takımını eksik bırakmasının da etkisiyle Galatasaray aradığı golü bir türlü bulamazken karşılaşma 0-0 sonuçlandı ve puanlar paylaşıldı.

Bu karşılaşmayı global iş ortağımız Metrica Sports‘un geliştirmiş olduğu Play yazılım ile birlikte analiz edeceğim.

İlk 11’ler ve ortalama pozisyonları

Galatasaray’da 3 ismin eksikliği dikkat çekiciydi. Yılbaşı gecesi talihsiz bir kaza geçiren Omar yerine Linnes, geçtiğimiz hafta Trabzonspor maçında sakatlanan Feghouli yerine Ömer Bayram ve sarı kart cezalısı Taylan yerine de Donk tercih edilmişti. Sene başından bu yana ligde ilk kez Taylansız oynayacak sarı kırmızılılarda Donk’un performansı merakla beklenirken, Feghouli’nin yokluğunda formayı Ömer’in kapması geçen haftaki futboluna bir övgü gibiydi.

Antalyaspor’daysa hafta içinde alınan ağır mağlubiyet sonrası radikal kararlar alınıp alınmayacağı soru işaretiyken takım İstanbul’a herhangi bir kadro dışı durumu olmadan, sakatlıkları bulunan Jahovic, Sam gibi isimler haricinde tam kadro geldi. Alınan tek radikal değişiklik ise maç saati belli oldu. Geldiği günden itibaren takımda el üstünde tutulan yıldız isim Lukas Podolski kulübeye çekilmişti. Onun yokluğunda orta sahada Hakan ve Fredy yan yana oynarken Nuri Şahin savunma önünde oyun kurucu rolündeydi. Ersun Yanal’ın İleri hattını Amilton – Orgill – Gökdeniz gibi üç sprinter (Orgill emekli sprinter) isimle kurması da nasıl bir oyun planladığını maç öncesinden belli ediyordu.

İlk devre

Maçın başlama düdüğüyle beraber topu rakibine bırakan Antalyaspor kendi yarı sahasına çekilip rakibini beklemeye başladı. Galatasaray’ın hücum yerleşimine iyi çalışıldığı görünürken, Saracchi ve Linnes’in hücuma katkılarını kesmek adına Gökdeniz ve Amilton sürekli savunmaya katkı verdi. Top ayağındayken 3-4-3 dizilen Galatasaray’a karşı 4-5-1 dizilerek savunma ve orta bloklarda bir fazla olan kırmızı beyazlıların önlem aldığı bir başka konuysa önceki maçlarda Galatasaray’ın pozisyonlar ürettiği stoper-bek arası koşularıydı. Bu koşuları önlemek adına savunmacılar birbirine yakın oynarken kenarlarda bırakılan boşlukları kanat oyuncularının savunmasıyla diziliş bazı dakikalarda 6-3-1’e kadar evrildi.

Galatasaray’sa önceki maçlarda olduğu gibi bu maça da ön alan presiyle başlayarak rakibi hataya zorlamak istedi. Özellikle ilk 15 dakikada önde presi iyi uygulayan sarı kırmızılılar rakibini gelişigüzel uzun vuruşlara zorladı ve top hakimiyetinde %79-21’lik bir oran yakaladı. Yukarıdaki Antalyaspor’un ilk 15 dakikada yaptığı pas görselinden de okunabileceği gibi topun mutlak hakimi olan sarı kırmızılılar istediği fırsatları bir türlü üretemedi. Bu kısır oyunda rakibin katı savunmasının büyük payı olsa da Taylan ve Feghouli’nin yokluğu çokça hissedildi.

Feghouli’nin yokluğunda sol iç oyuncusu olan Emre Kılınç’ın sağ kanada geçerken Ömer Bayram sol iç pozisyonunda maça başladı. O bölgeden topla dikine kat edişleri ve pres gücüyle geçen hafta Trabzonspor karşısında iyi oynayan Ömer’in, kapanan Antalyaspor savunmasına karşıysa zaafları ortaya çıktı. Galatasaray’ın akışkan pas oyununa elverişli bir oyuncu olmaması, teknik kapasitesinin o bölgedeki diğer isimlerin çok altında olması birçok pozisyonda hissedildi. Örneğin yukarıdaki görselde az önce bahsettiğim ön alan presi sayesinde Boffin uzun vurmaya zorlanılmış, akabinde dağınık yakalanan Antalyaspor savunmasının bloklar arasındaki boşluğu iyi değerlendirilerek seri paslaşmalar başlamış fakat Ömer Bayram’ın topu kontrol edememesi atağı sonlandırmıştı.

Galatasaray’ın maç boyunca eksikliğini hissettiği bir başka isimse Taylan Antalyalı oldu. Yerine görev alan Donk’un hem uzun süredir o bölgede oynamamış olması hem de Taylan gibi oyunu 360 derece oynayabilen bir isim olmaması Galatasaray’ın o bölgeden alıştığı katkıdan mahrum kalmasına neden oldu. Taylan’ın bu rolde oynadığı son 3 iç saha maçının istatistikleriyle (Ortalama 65% topa sahip olundu, Antalyaspor’a karşı da bu sayı 66’ydı.) Donk’un Antalyaspor karşısındaki istatistiklerini karşılaştırdığımızda neredeyse her parametrede Taylan’ın gerisinde kaldığını söyleyebiliriz. Özellikle Taylan’ın rakip sahadaki pas bağlantılarına katkısının çok arandığı, yaratıcılık konusunda sıkıntılar çeken sarı kırmızılılarda kilidi kırabilecek özellikte bir oyuncu olduğu aşikar.

Ayrıca (Taylan’ın eksikliğine de bağlı olarak) Galatasaray’ın ön alan presinin meyvesi olan top kapmalar bu maçta Antalyaspor’un (Hatay maçında dilinin yanmasının da etkisiyle) risk almadan uzun oynamasıyla son haftaların en düşük sayısına ulaştı. Yukarıdaki görselde de görebileceğimiz üzere rakip yarı sahada yalnızca 3 top kazanabilen (Bu sayı son 3 iç saha maçında 6,8 ve 4’tü) sarı kırmızılılar, bu topları da rakip kaleden uzakta kazandı.

Hal böyle olunca devre boyunca yerleşik savunmaya karşı hücum etmek durumunda kalan Fatih Terim’in öğrencileri pozisyon üretmekte epey zorlandı. Maçın ilk çeyreğinin ardından Antalyaspor’un kanat oyuncusu olan Amilton’un savunma konsantrasyonunun zayıflamasıyla o bölgeden birçok kez arkaya oyuncu sarkıtan sarı kırmızılılar final paslarında başarı sağlayamadı ve ilk yarıyı golsüz kapadı.

Oyunun hücum kısmını tamamen arka plana atan misafir ekip Antalyaspor’sa rakip kalede ancak devrenin sonlarında etkili oldu. Linnes-Luyindama arası açılmışken topu önce geriye verdirip o bölgeye koşu atan Fredy, Belhanda’nın takipsizliğinden de yararlanarak ceza sahasında topla buluştu ve topu kale alanına çevirdi. Ancak topa ne Orgill ne de Gökdeniz hareketlenmeyince olası bir golden olundu.

İkinci devre

İlk yarı istediği fırsatları üretemeyip yalnızca 0.24xG’de kalan sarı kırmızılılar ikinci yarıya değişiklikle başladı. Yazının başında da bahsettiğim kapalı savunmayı aşmak için gerekli hızlı pas oyununa uygun olmayan Ömer Bayram yerine Falcao oyuna girerken Oğulcan sağ kanada, Emre Kılınç da daha etkili olduğu sol iç bölgesine geçti. Bu değişikliklerin yanında Marcao-Donk-Luyindama’lı savunma bloğunu da rakip yarı sahanın ortalarına kadar taşıyıp hücum katkısı alan sarı kırmızılılar ikinci devrenin hemen başında Antalya kalesini ablukaya aldı. Geçmiş maçlarda olduğu gibi Arda’nın da ters kanada giderek rakip savunmaya eşleşme problemi yaratmasının bir benzerini yukarıda izlediğimiz pozisyonda Galatasaray ilk yarıda yapamadığı pas alışverişleriyle Belhanda’yı istasyon olarak kullanıyor ve pas geçse hem Arda’nın hem Oğulcan’ın koşularına pas imkanı sağlıyor. Pas geçmese de topu önünde bulan Oğulcan pozisyonu şutla tamamlıyor. Bu baskının istatistiğini ise ilk devre boyunca rakip ceza sahası içinden yalnızca 2 şut çekebilen ev sahibi ekibin, ikinci devrenin yalnızca ilk 5 dakikasında aynı bölgeden 3 şut göndermesiyle okuyabiliyoruz.

Maçın kırılma anıysa 51.dakikada Emre Kılınç’ın kırmızı kartı oldu. Bu dakikadan itibaren top rakipteyken Donk-Belhanda yanyana 4-4-1, top kendilerindeyken de 3-3-3’e dönen sarı kırmızılılar, bu dakikalarda 9’a 7 karşılaştığı rakip savunmayla 9’a 6 mücadele etmek durumunda kalınca üretkenlik bir hayli azaldı. Öyle ki az önce bahsettiğim 45-50 arası 3 şuttan sonra tam 25 dakika rakip kaleye şut gönderilemedi.

Konuk Antalyaspor ise kırmızı kartın ardından da aynı kurguyla oyuna devam etti. Katı savunma korunurken kazanılan toplarla geride paslaşılarak eksik rakip ön bölgeye çekildi ve arkada bırakılan boşluklar değerlendirilmek istendi. Kırmızı karttan hemen sonra birkaç kez istenilen boşluklar bulunsa da doğru paslar atılamadı. Örneğin yukarıda da Amilton’un boştaki Hakan’a pas vererek oyunu genişletmesi gerekirken koşu atan Fredy’e odaklanıp tercih hatası yapıyor.

Sonuçlandırılamayan Antalyaspor hücumlarının ardından Galatasaray da savunma önlemini arttırdı. Ön alan baskısından vazgeçilmesiyle oyunun temposu bir hayli düşerken 50-75 arası iki takımın da pozisyon bulmakta zorlandığı bir maç izledik. 75’ten sonraysa zaman zaman savunma disiplinlerinin kaybolmasıyla üretilen fırsatlar değerlendirilemedi ve karşılaşma 0-0 sonuçlandı. Tüm bu anlattığım maçın gidişatını özetleyen bir diğer görselse Futbol Akademi Scouting (FAS) tarafından hazırlanan dakika başına maksimum gol ihtimali grafiği. Maçın kısırlığını da okuyabileceğimiz grafikten özellikle kırmızı kart sonrası durgunluğu görebiliyoruz. Ayrıca topa 65% sahip olan Galatasaray’ın top hakimiyeti kalitesinin düşüklüğü de üretkenlikten uzak bir maç oynandığının bir diğer kanıtı.

Final

Galatasaray kağıt üstünde kolay görünen karşılaşmada üretkenlikten hayli uzak bir oyun sergiledi. Bunda Antalyaspor’un katı savunmasının payı kadar Emre’nin kırmızısı da etkili oldu. Zira ilk yarıdan ders çıkarılarak ikinci yarıya Ömer/Falcao değişikliği, savunma hattının hücuma yakın oynayarak katkı vermesi gibi doğru hamlelerle başlansa da kırmızıdan sonra tüm kurgu bozuldu. Bu dakikadan itibarense teknik ekibin oyuna hamle için 87.dakikayı beklemesi fazlaydı. 3 puan için risk almak gerekliydi. Örneğin uzun top oyununa dönülerek Donk forvete atılabilir, ya da Donk/Emre Akbaba değişikliğiyle ayağa pas oyununa ekstra bir adam dahil edilebilirdi.

Antalyaspor’sa farklı mağlubiyetin üstüne alınan beraberlikle derin bir soluk aldı. Göze hoş gelmeyen, sıkıcı bir oyun oynansa da mevcut kadrodan fazlası beklenemezdi. Baştan sona oyun planına sadık kalınması ve takım halinde mücadele edilmesi olumlu gelişmelerdi. Zira bu maçtan da alınacak bir kötü sonuç takımın kolayca dağılmasına yol açabilirdi. Devre arasının da olmayacağı bu sezonda böyle bir kırılma yaşamak camiayı toparlanması zor bir duruma sürükleyebilirdi. Öte yandan takım Podolski’siz ilk maçında daha tempolu bir görüntü çizse de hücumdaki kalite eksikliği bariz bir şekilde göze çarptı. Bu maç özelinde oyun işe yarasa da gelecek haftalar da nasıl kadrolar ve kurgular izleyeceğimiz büyük bir soru işareti. Transfer döneminin açılmasıyla yapılacak takviyelerse kümede kalma yolunun belirleyici noktaları olacak.

adet yorum. Siz de yorumunuzu aşağı yazabilirsiniz.

huseyinmertcivi@gmail.com'

Yazar: Hüseyin Mert Çivi

Paylaş