Röportaj | Eski Galatasaray analisti Ömer Bulut’la maç analizi ve altyapılar üzerine

Son yıllarda Avrupa’da ve ülkemizde “Performans ve Maç analizi” departmanları ile rakip analizleri önemini arttırmış durumda. Avrupa’da önemli futbol dergilerinde ve ülkemiz medyasında da bu konulara geçtiğimiz ay geniş bir şekilde yer verildi. Türkiye futbolundaki analiz akışı, alt yapılar ve antrenörlük konusunda bu hafta Ömer Bulut’la birlikte sohbet etme şansımız oldu. Ömer Bulut genç yaşlarda Nagelsmann-Todesco benzeri bir yol seçip futbolculuk kariyerini bırakarak antrenör olmaya karar verenlerden. Başıbüyük Spor Kulübü Spor Okulları’ndan başlayıp Galatasaray’a kadar uzanan antrenörlük hayatında alt yapılardan A takım seviyesine kadar her kategoride çalışmış bir isim. Bir çok antrenörden kendisiyle ilgili “gelecek yıllarda kendisinden söz ettirecek isim” olarak bahsetmesi onunla bu röportajı yapma konusunda beni daha da heyecanlandıran etkenlerdendi. Kendisine bu faydalı söyleşi için tekrar teşekkür ediyorum. Şimdi bu faydalı söyleşiyi aktarmaya başlayalım.

Öncelikle tekrardan hoş geldiniz hocam. Avrupa’da sizin gibi genç yaşta antrenörlüğe başlayan ve 30’lu yaşlarda büyük takımları çalıştıran Nagelsmann, Tedesco gibi teknik adamlar var. Sizin antrenör olmaya karar vermenizi ne etkiledi ve bu tarz isimlere öykünüyor musunuz? Bundan sonraki kariyerinizde hedefleriniz nedir? Örnek aldığınız teknik adamlardan ve oyun felsefenizden bahseder misiniz?

 

Ben 1990 İstanbul- Maltepe doğumluyum. Yanılmıyorsam 2011 senesiydi. Bir yandan spor akademisi sınavlarına hazırlanıyor, bir yandan da futbol oynuyordum amatör takımlarda. Aynı zamanda oynadığım takımların alt yapılarında görev de alıyordum. Bu durum birkaç yıl kadar sürdü. Akademiye girdiğim de kendimi geliştirmeye, bunu da belgeli ve sertifikalı şekilde yapmam gerektiğine inandım. Bu açıdan ikisini birlikte götüremeyeceğimi gördüğümden olsa gerek, futbolculuğu bırakarak antrenörlük kariyerime başlama kararı aldım. Kısacası en alt kategorilerden, kendi kulübümü kurma noktalarına kadar sürdü antrenörlük serüvenim. En son Galatasaray Spor Kulübünde “ Maç ve Performans Analizi Antrenörü “ olarak çalıştım ve 1,5 sezon harika deneyimler elde ettiğim. Açıkçası eğitici bir ortamdı benim için. Yaşım şuan otuz, Todesco beş, Nagelsmann ise sadece üç yaş büyük benden. Şampiyonlar ligi seviyesinde çalışıyorlar. O seviyelerde çalışmanın hayalini kurmak bir yana, 3. Lig takımı çalıştırmaya aday olabiliyor muyuz bizler ülkemizde ?  Dolayısıyla bu durumu anlamak, analiz etmek ve benzeri durumlar bazen inanın zorluyor ve yıpratıcı olabiliyor. Demoralize olmadan bu realiteyi görmeli, sosyolojik farkı kapatmalıyız. Gerçekten çok fazla çalışmalıyız…

Hayatta hiç kaybetmedim ya kazandım ya öğrendim diyor Nelson Mandela. Bu motto ile hayatıma devam ediyorum. Merakımı sürekli canlı tutmaya gereksinim duyan biriyim. ‘’Nasıl ki kaslar mücadele ettikçe bir beden güçleniyorsa, ben de yeni öğrenme türleriyle kendimi güncel ve zinde tutmaya çalışarak öğrenmeye devam ediyorum.’’ Yirmi yaşımdan bu yana antrenörlük ile uğraşıyorum. Çok bedel ödedim. Çok uğraşlar ve mücadeleler verdim. Şimdi ciddi bir özgüven ve donanımla hedeflerimi şekillendiriyorum. Kendime katmam gereken inanılmaz uzun bir yolum var. Bunun farkındayım. Galatasaray futbol akademisindeki görevimden de bu nedenle affımı isteyerek ayrıldım. Sizlerin aracılığı ile orada çalıştığım tüm değerli çalışma arkadaşlarıma, hocalarıma ve emekçi çalışanlarımıza teşekkür ediyorum çok ciddi deneyimler elde ettiğim organizasyondu benim için. Bundan sonraki süreçte profesyonel A takımlar bazında çalışmak niyetindeyim. Bütün çalışmalarım bu yönde. Proje yaratmak, gittiğim yerlere değer katmak ve üretmek istiyorum. Çeşitli projeler üzerinde çalışıyorum. Belirlediğim hedefleri yakalayabilirsem, bağımsız maç analizi ekibi kurmak istiyorum. Sürekli olarak üretecek, birçok kuruma, kuruluşa analiz desteği sağlayabilecek bağımsız bir oluşum yaratma fikrim var. Şimdilik bu kadar detay verelim. Tabii bunların yanında gelen teklifleri de değerlendiriyorum. Felsefesi uyacak bir ekip ve camia ile yol yürümek amaçlarımdan birisi. Hatta kısa vade de öncelikli diyebiliriz. Son olarak futbol komple bir oyun. Oyuncu grubu, mali şartlar, kulübün iç ve dış yapısı vb. konular gibi etkileyen birçok faktörü var. Bende bu açıdan tek bir teknik adam ya da takımdan yola çıkmadan, birden fazla örneği içerisinde barındıran ve birçok değişeni olan futbol aklına inanıyorum.


Çok sayıda kulüpte alt yapılarda da çalıştınız. Türk futbolu adına altyapı ve genç yetenek yetiştirme problemleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Gözlemlerinize göre ağırlıklı olarak eksikliğin ana kaynağı nedir? Bugüne kadar yetiştirdiğiniz genç oyunculardan potansiyeline ulaşamayan isimler oldu mu? Varsa bunda ana nedenler sizce nelerdi? 

Bir önceki sorunuzda da belirttiğim gibi, bir çok imkansızlıklarla boğuşan takımlarda görev aldım. Kendi kulübümüzü kurduk, uluslararası turnuvalara kadar götürdük takımlarımızı. U10’dan A takım seviyesine kadar çalıştım. Her birinde benzer sorunları gözlemledim. Ben özellikle artık dilden dile dolaşan, her kesim tarafından kabul edilen klişelerden ve benzer sorunlardan uzaklaşarak, sosyolojik ve psikolojik problemlerin başlıca gelişim sorunu olduğunu düşünüyorum. Çocuk sporcularımız, genç sporcularımız ve genç antrenörlerimiz mutlu değiller, onları geliştirecek mutlu ortamları hazırlamak konusunda sorunlarımız var. Sizlere burada tesislerimizin yetersizliği, antrenör eğitim formasyonlarının yetersizliği, fırsat eşitliği konusundaki adaletsizlikler, liyakat, eğitim sorunları, sistem problemleri gibi vb. konulardan bahsederek sıkmak istemiyorum. Çünkü futbolun tüm paydaşları bu konuların sürekli olarak konuşulmasından ve bilhassa hiç bir şeyin uygulamaya geçirilmemesinden artık çok yoruldu. Bana göre en genel sorun, genç sporcuların kendilerini geliştirecek, mutlu ortamların yaratılamaması. Peki ya bunu nasıl sağlarız? Dilerseniz bu konuyu bir başka söyleşi de özel olarak konuşmak isterim sizlerle…

Ben aynı zamanda spor akademisi mezunuyum. Bir beden eğitimi öğretmeni, eğitim kökenliyim. Açıkçası görev aldığım okullarda da bariz şekilde ülke çocuk ve gençlerinin bir takım sosyolojik sorunları yaşadığını görebiliyorduk. Yeşil sahalarda daha çok, yaşam standartları, maddi imkanlar ve beslenme, eğitim ve ebeveyn problemleri gibi vb. birçok problemi ben, “Sosyolojik Sorunlar” başlığı altında topladım diyebilirim. Bunlardan en bariz hissettiğim örnekler, 2011-2015 yılları arası çalıştığım spor organizasyonlarının tümünde en acı şekilde deneyimledik. Umuyorum bu ülkenin yetenekli gençleri umut edebilsin, hayaller kurarak, hedeflerine odaklanabileceği sağlıklı ortamlar bulabilsin…

Geçtiğimiz Kasım ayında theathletic’de yayınlanan Tom Worville’nin yazısında gelişen futbol anlayışında kulüplerde rakip analizlerin ve data analizlerin önemine değinildi. Sizde geçtiğimiz sezon analiz departmanında çalıştınız. Rakip analiz ederken mutfakta işleyiş nasıl gerçekleşiyor? Maç ve performans analizinde nasıl bir metodoloji kullanıyorsunuz bizi aydınlatabilir misiniz?

Video destek, istatistik ve tüm datalar olmak üzere, komplike bir durumdur maç analizi. Bu açıdan bizlerin görevi, teknik direktör ve tüm ekibe birçok bilgiyi veri destekli sunmaktır. Genel olarak analizi; maç analizi, rakip analizi, bireysel ve bölgesel analizler, gol analizleri gibi çeşitlendirebilirsiniz. Bu tamamen teknik direktörünüzün ne istediğine ve ne beklediğine bağlı olarak da değişebiliyor. Tüm bu bilgileri değerlendirmek ve strateji haline getirmek gerekiyor. Analiz ve bunun doğru uygulanması, başarıya ulaşmada çok önemli bir role sahip artık. Genel itibariyle takımlarda analiz içeriği mantık olarak aynıdır. Fakat süreç, her camianın ve ekiplerin dinamiklerine, beklentilerine ve isteklerine göre değişkenlik gösterebiliyor. Geçen sezon ve bu sezon olmak üzere Galatasaray Futbol Akademisi analiz departmanında bir buçuk sezon görev aldım. Türkiye’nin en önemli alt yapı organizasyonlarından birindesiniz ve kendinizi geliştirmek durumundasınız. Bu açıdan departman sorumlumuz Engin Karataş ve aynı departmanda görev aldığım Osman Kul benim için bir şanstı. Onlardan çok şey öğrendim. Ve çok çalıştık takımlarımızın başarıları için.  Maç ve performans analizinde sürecin temelini görüntü oluşturuyor elbette. Görüntüye ulaşmak analizi başlatan ilk adım diyebiliriz. Sonraki adımımız teknik ekip ve teknik direktörümüzle ortak bir sistem üzerinde toplantılar gerçekleştirmek oluyor. Her haftanın değişenleri farklı tabi. Örnek verecek olursak, teknik direktörümüz o hafta rakip analizi istiyorsa, öncellikli olarak görüntüye ulaşıyoruz. Belirlediğimiz başlıklar oluyor. Geriden oyun kurmalar, blok arası, üçüncü bölgede baskı, duran toplar vb. gibi, sonra buna göre rakibin analizini çıkarıyoruz. (Ekibimizin belirlediği tüm detaylar gözetilerek yapılıyor bu analiz) Ayrıca eğer talep olursa istatistikler de çıkararak elimizde done bulunduruyoruz. Akabinde önce ekibe, sonrasında tüm takım ve ilgili bölgede oynayan oyuncularımıza aktarıyor, hedef analizi noktalıyoruz. Burada en kritik durum ekibinizin sizden ne istediği ve ne beklediği. Maç ve performans analizi antrenörlüğü seçimimde beni etkileyen en önemli nedenlerin başında, verilerin bizleri, en doğru çözüme götürmesi durumuydu kuşkusuz. Bu açıdan sporda teknolojinin gerekliliğine inanıyorum. Bunu destekleyen her teknik adam beni etkilemiştir. Ülkemizde, görev verilmesi halinde çok yetenekli teknik adamların olduğunu bilmek, gelecek adına ümitlendiriyor. Fakat realiteyi de görmek gerek açıkçası. Bir sabır sorunsalı var futbolumuzda. Kendini güncelleyen, liyakatli ve yeterliliği olan teknik adamların çoğalması temennisiyle, genel bir cevap vermiş olayım.

Bugüne kadar olan antrenörlük hayatınızda nasıl bir futbol anlayışına sahipsiniz? Avrupa’da oynanan modern futbol taktik gelişmeleri takip ediyor musunuz? Sizi bugüne kadar en çok etkileyen teknik adam kimdi?

Öncelikli olarak sporcuların, üretkenliklerini, özgünlüklerini ve özgürlüklerini saha içi ve aynı zamanda saha dışı asla kaybetmemeleri gerektiğine inanıyorum. Her zaman da bunu benimsedim. Sporcularımla sahaya ilk çıktığım gün dahi bunu söylerdim. Dolayısıyla onları özgür bırakmayı seviyorum. Tabii bunu futbolun tüm değişenleri ile yapıyorum. Güncelleniyorum ve güncelliyorum. İzninizle sorunuzun bu bölümüne eskilerden birçok örnek olmasına karşın, güncel zamandan örnekle devam etmek istiyorum. Bizler gibi alt yapıdan, bu işin temelinden gelenler için bir rol model oluşturur, Nagelsmann. İlk sorunuzda kendisinden bahsettik. 2008’de Augsburg’ta Scout olarak başlıyor ve kariyer planlamasında geldiği nokta ortada. Taktiksel yaklaşımı da taktir ettiğim özelliklerindendir. Bununla ilgili, tardini sitesinde sevgili Emre Özcan’ın 2017 senesindeki yazısında, “Nagelsmann ilk maçında Werder Bremen deplasmanında takımını sahaya 3–4–3’le dizerken maçtan 1–1’lik beraberliği alıyordu. Markus Gisdol’un başladığı, Huub Stevens’ın devam ettiği o sezonda Hoffenheim ilk kez bir maçına üçlü savunmayla çıkmıştı. Ertesi hafta Mainz’la iç sahada oynadığı maçta takımını sahaya 4–3–3’le dizdi ve galibiyete ulaştı. Bir sonraki maçında rakip Dortmund’du ve deplasmanda bu kez 3–5–2’ye döndü. Arkasından 4–3–3, 3–5–2, yine 3–5–2 ve 4–4–2 takip etti. Yeni bir hocanın sondan ikinci sıradayken devraldığı bir takımda her hafta (rakibe göre) diziliş ve oyuncu değiştirmesi pek normal görünmüyordu. Ama Nagelsmann bunu yaptı ve 20 haftada 2 galibiyet (14 puan) alan takımına 14 haftada 7 galibiyet (23 puan) kazandırdı “ diyor. Elbette ülkelerin realiteleri var, değişen birçok sosyolojik durumlar var fakat yine de bizlere hayal kurma fırsatı veriyor. Bu açıdan, bende Nagelsmann’ı kendime bir rol model olarak, futbola bakış noktasında yakın görüyorum. Takımlarında uyguladığı keskin geçiş oyunları, yüksek dinamizm ile etkin ön alan baskıları, formasyona bağlı kalmayan alan parselizasyonları bende ve tüm futbol severlerde hayranlık uyandırıyor.

Sahada oyuncularınızdan en çok beklentiniz ne olur? Onlardan en çok nelere dikkat etmelerini istersiniz? En çok sinirlendiğiniz, yapılmamasını istediğiniz hatalar nelerdir?

Futbol hayattaki birçok şey gibi gelişmekte olan komplike bir oyundur. Birbirine bağlı birden fazla değişeni barındırır içerisinde. Hafta hafta düşünmeli, rakibe göre, adama, alana ve hatta bölgelere göre stratejiler geliştirmeli ve uygulamalısınız. Dolayısıyla şunu ya da bunu beklerim gibi kalıp bir şey söylemek biraz zor olsa gerek. Diğer sorularda da zaman zaman değindiğim, futbola farklı bir bakış açım, bir felsefem var. Bu noktada spor psikolojisi benim için çok önemlidir. Özellikle yarışmacı alt yaş gruplarından profesyonel seviyeye geçişlerde sporcularımı özgür bırakmayı seviyorum. Özgür ve özgün olmalarını sağlayacak bir sistem anlayışını benimsemeye çalışıyorum genellikle. Elbette geriden oyun kurmalar, set oyunları, geçişler, hızlı hücumlar, kenardan ortalar, merkezden hücum varyasyonları vs. taktiksel kavramlardan bahsedebiliriz fakat kime göre ve neye göre? Aslında bu bir görecedir. Takımın maddi yapısı, camia dinamikleri ve beklentileri, oyuncu grubu, transferler vb. birçok değişeni vardır. Dolayısıyla, ben de güncel tüm futbol gelişim modellerini takip etmeye özen gösteriyorum. Geride kalmayarak görev aldığım ve alacağım tüm camiaların beklentilerine en donanımlı şekilde taktiksel ya da mental cevap verebilmeyi önemsiyorum. Galatasaray futbol akademi de bunlara çok özen gösteren bir yapı vardı. Antrenörlerin bu tarz kendisini geliştirmeye zorlayan, sistemli organizasyonlar içerisinde olması önemli ve değerlidir. Dolayısıyla sanıyorum ben çok şanslıydım. Kapasitesinin olduğunu düşündüğüm sporcuların kendi farkındalığını oluşturamaması, beni sinirlendirmekten ziyade üzer. Bunu kabul edemiyorum.

adet yorum. Siz de yorumunuzu aşağı yazabilirsiniz.

akin2509@gmail.com'

Yazar: Akin Karadeniz

Paylaş